“This is a diary of hate” Film bu cümleyle başlıyor. Rastlantı sonucu karşılaşan bir erkek ve bir kadın büyülü bir aşkla bağlanıyorlar birbirlerine. Tutku dolu anlar yaşıyorlar. Ve bir gün bir buluşma sırasında başlayan hava saldırısında olan biteni öğrenmek için adam odadan çıktığında adamın bulunduğu bölüme bir bomba isabet ediyor. Az önce birlikte olduğu sevdiğinin şimdi orada öylece yattığını gören kadın dizlerinin üstüne çöküp pek de inanmadığı Tanrı'ya yalvarıyor. “İnandır beni “diyor.” İnandır beni, eğer onun bu kapıdan içeriye girdiğini görürsem sana inanacağım ve onu görmekten vazgeçeceğim.” Birazdan kapı açılıyor ve adam içeriye giriyor. Kadın o anda onun ölmüş olmasını istediğini ve yaptığı pazarlığın aslında ne kadar ağır olduğunu anlıyor. Biraz önce yerde cansız yatan sevgilisi artık hayattadır ama onu tamamen kaybetmiştir.
Artık bir insanı görmeden de sevmenin mümkün olup olmadığını öğrenecektir. “Seni insanlar bir kez bile görmeden seviyorlar değil mi?” İnsanlar bir kez bile görmeden Tanrı'yı seviyorlar.
İnsan sevdiğini görmediğinde aşk biter mi? Yoksa sevdiğini görmeden de onu sevmek mi aşk.
Graham Green’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan “Zor tercih” filmi “Bu bir nefretin günlüğü” diye başlıyor. Tutkulu bir aşkın ortasında sevdiğinin ölümüne tanık olan ve onun yaşaması için Tanrı'yla pazarlığa oturan bir kadının, sevgilisinin yaşadığını gördüğünde yaptığı pazarlığın ağırlığını anlaması ve bir insanı görmeden de aşkın yaşanabileceğini öğrenmesini anlatıyor.
Şiirler okuruz, aşkı ararız ya da aşkımızı anlatan dizelere oralarda rastlarız. Romanların sayfalarında dolaşırken de belki hissettiğimiz tutkuyu anlatan cümlelerle yolumuz kesişsin isteriz.
Belki sevdiğimizi görmeden onu sevebilmeyi sürdürdüğümüzde çekeceğimiz acılara yanmak yerine, hiç görmediğimiz, inanmadığımızı söylediğimizde bile başımıza gelen iyi şeylerde ya da kötü şeylerde bir Tanrı'ya seslenmenin gizli mucizesini hissetmenin ferahlığına benzer bir şeydir aşk. Görmeden de sevebileceğin bir başka insanın varlığını bilmek...
Ayrılığın yakıcılığını teninde damla damla akan bir kezzap gibi hissederek, tüm acısına ve kederine rağmen bir insanı görmeden onu sevmek.
Film boyunca “Tanrı’yı görmeden seven insanların” birbirini görmeden sevip sevemeyeceğini tartışıyor Sarah ve Maurice.
Belki de böyle bir aşkın peşine düştüğümüz için romanlar okur, şarkılar besteler, şiirlerin arasında dolanırız. Belki de gerçek hayatta bu mutluluğu yakalamış insanların romanlarda şiirlerde karşımıza çıkmasını bekler ya da gerçek hayatta yaşamak istediğimiz aşkları oralarda ararız. Kim bilir?
Evet, Suat Taşer’den bir şiirle bitirelim yazıyı.
... Pişman değil Perişan değil
Ümitsiz de değil
Âşık dediğin
Sabırlı olmalı.


Okur Yorumları
Ben ingilizcesini bulabildim..Yarım yamalak ingilizcemle filmi çok sevdim.Kitabının peşine düştüm.Haftaya kitap elimde olacak.Belki biraz da kitaptan bir şeyler anlatırım.Sayfada yazıların okunduğunu görmek çok hoş.Kİmseler ses çıkarmazsa ıssız bir sokağa bırakılmış sözcüklerim var gibi geliyor.Ama bir yerlerden birileri çıkıp yorum yapınca çocuk sesleriyle çınlayan neşeli sokaklarda dolanan cümlelerim var gibi hissediyorum.Teşekkürler.
Al beni gidelim buradan
Yada ben gideyim senden
Gideyim,
Gidiyorum diye üzülme
Çekmem gözlerimi gecenden...
Hatırlatırım sana kendimi,
Anlamsız bir rüyanın son hecesinde...
Yarın sabah olmasa da
Bir sabah kalkacaksın
Her sabahtan erken, hiç gerek yokken
Dudaklarındaki tebessüm güldürecek insanları
Hep sevecekler seni
Benim seni hep sevdiğim gibi...
Anlamadın di mi?
Gittim ama mutluluğu bıraktım kanına! .. Ceyhun Yılmaz
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin "
Tanrıyı ya da birini sevmenin ötesinde sevme fikrini seviyoruz sanırım. Aşık olmak ve o aşkın içinde kaybolup gitmek besliyor bizi... Çoğumuzun hayatında yok mudur, çok sevdiğimiz ama göremediğimiz, görsekte hissettiğimiz sevgiyle dokunamadığımız hatta bakamadığımız, aşkımız ya da dostumuz. Birini göremeden sevmek... Kaybettiğimiz dostlarımız yok mu? Hani şu yerinden memnun olup da dönmeyen kayıplarımız. Onları bir daha göremeyeceğimizi biliyor ama sevmekten vazgeçmiyoruz. Keşke bir yerlerde yaşadıklarını bilsek de yine göremesek. Adı geçen romandaki kadın kahraman... Kendimi onun yerine koydum bir an aynı şeyi yapardım. Sanırım hepimiz böyle yaparız. Aşk böyle fedakarlıklara alışık değil mi zaten?
Bence de insan sevdiğini görememenin acısını tüm yakıcılığına rağmen onun yaşamasına tercih eder.İnsan sevdiğini görmediğinde de sevebilir...
vaz geçtim gitmiyorum güzel arkadaşım..zor bulmuşum sizleri bırakırmıyım hiç ..sevgilerin en büyüğünü gönderiyorum sana .
vaz geçtim gitmiyorum güzel arkadaşım..zor bulmuşum sizleri bırakırmıyım hiç ..sevgilerin en büyüğünü gönderiyorum sana .
tanışmıyoruz ama yazılarınızın sıcaklığından olsa gerek sanki tanıyor gibiyim tanıyor olmasakta turkmag ailesinin üyesiyiz dostuz arkadaşız. insanları seven dostluğa arkadaşlığa değer veren biriyim samimiyetim bundan .sevgiler
Bir adım iyilik,bir adım hoşgörü,bir adım saygı...Nefret hızlı büyüyen zehirli sarmaşık gibidir.Havadaki nemden bile beslenir.Sevgi özenli ellerde beleye beleye büyür emek harcamak gerekir.Hani ne diyordu 'Selvi boylum al yazmalım'da 'sevgi emektir'... Hepimizin hayatında ters giden bizi yoran,bunaltan şeyler olur.Ama her sabah yeni bir gün doğar.
Merhaba kalan ömrümüzün ilk günü...
İçtenliğinize, dizelerinize, duygu ve düşüncelerinize,; tüm bunları paylaşıyor olmanız ne güzel!
Turkmag adına hepinize teşekkürlerimizi sunuyoruz efem...
Bedri Rahmi’den bir şiir.....
"Yalnız
Yalnızlığın kadarsın
Yalnızlığın mis kokmalı
Yalnızlık dediğin büyük bir zindan
Dünyanın en kalabalık zindanı
Dinden imandan çıkarır
Ama öyle bir adam eder ki insanı"
Zaten onun için zor tercih.Üstelik adam neden terkedildiğini anlayamamanın şaşkınlığında bir süre sonra bir tür intikam duygusuyla geliyor.Ve "bu bir nefretin günlüğü" diye başlayan cümle adama ait.
Hakikaten zor tercih..
"Aşk,insanoğlunun kanının damarlarında şırıl şırıl aktığını duyduğu,kalp
atışlarının normale döndüğünde ‘öldüğünü sandığı’ ve kendi günahlarını aşmak
için kendi kendini kışkırttığı bir dönemin adıdır. Kışkırtmanın şehvete
döndüğü andır."
“Kendinle bir üçüncü şahıs üzerinden ilişki kurmaktır. Aslında aşk
hikayesinin kendi kendine bir başkası olmadan yaşayamayacağın, ama kendi
kendine yaşadığın bir macera, bir duygu patlamasıdır. Kendi içinde
taşıyamayacağın bir enerjinin kinetik hale gelmesidir. O enerjiyi insan,
kendi çapına, algısına, hassasiyetine, zekasına ve yaşam birikimine göre
kullanır. “
“Seçilmiş biri değil, duygunuzun yapıştığı biridir.”
Sevgili Anemol şiiri sevmen bile bence yazı dünyasına dalmanı kolaylaştıracak ilhamı kalemine kondurmuştur.Korkmadan dokun tuşlara bak orada bekliyor seni ilham perisi.Hadi kolay gelsin.
Çok teşekkür ederim beni yüreklendirdiniz sağolun var olun sevgiler...
AŞK...kolay kolay bitmeyen bir duygudur... sadece sevdiğini görmekle de sınırlı değildir kişi sevdiğini görmesede sever zaten ...seven kişi küçücük bir resmiyle de yetinir sevdiğinin,sanki sevdiğini görmüşçesine mutlu olur resme baktıkça ...AŞK sevdiğini görmeyince bitecek bir duygu değildir eğer insan sevmişse eğer aşık olmuşsa bikere sevdiğini her an görüyormuş gibi hisseder kalbinde.gözlerini kapadıkça o gelir gözlerinin önüne ...onun gülüşü, parlayan gözleri, kıvrım kıvrım kirpikleri ...mesela arabanın camına yaslayınca başını kapatır gözlerini ve sadece onu hayal eder birlikte geçirdiği o kısacık zamanı getirir hep hayaline ... bence AŞK budur işte..görmeden de sevebilmek. sevgili NİLANYA kaleminize ve yüreğinize sağlık tüm yazılarınızı beğeniyle okuyorum ve hepsinede yorum yazmak istiyorum...özellikle yorumlarıma cevap vermenizi sabırsızlıkla bekliyorum böylelikle sohbet etme imkanı bulduğumuza inanıyorum ...sevgiyle kalın
samimi sıcak önerilerinizi dikkate alıcam sevgili nilenya çok teşekkür ederim yazılarınız gibi isminizde çok güzel sevgi ile kalın.
Sağol sağol sağol....
Bana yazıyorsunuz ya ben mektupların olduğu zamanlardan kaldım.Postacının beklendiği zamanlardan.Yazılan mektubun belki de bir ayda elimize geçtiği zamanlardan.Şimdi aslında daha kolay. Yazıyorsun ve yazdığınız kişi "online" ise cevap hemen geliyor. Zaman hız çağı .bu bazen derinliği ortadan kaldırabiliyor.Ama derinliği yakalamak hıza rağmen de mümkünmüş.Bunu bana buradan yorum yazan arkadaşlar öğretti.İnanın heyecanla, hiç tanışmadığım kişilerden gelecek mektupları bekler gibiyim.Yorumlarınız sayesinde artık sadece fatura getiren postacının yerini yeniden dost mektupları getiren turkmag aldı.Çok teşekkür ediyorum.
Aşk için söyleyeceğim ise herkes aşkı başka türlü yaşar.Sanki bazıları aşka aşık olur.Dışardan bakanlar anlamaz onun ne yaşadığını ve bence pek de anlatılamaz.Eğer çok kolay olsaydı anlatmak binlerce yıldır bu kadar şey yazılmazdı aşkı anlatan.İyi ki aşk var.Gerisi boş..
Sevgili Nilanya eve şimdi geldim ve inanın ilk işim gelir gelmez Turmagı açıp yorumunuzu okumak oldu .teşekkürler ...sevgiyle kalın
Sevgili Mavideniz daha önceden bir tanışmışlığımız yok...teşekkürler SEVGİYLE KALIN .
çok teşekkür ederim sevgili NİLANYA ben de size ve ALANYA ya sevgi ve selamlarımı gönderiyorum...SEVGİYLE KALIN.
Evet yazı sayfasında böyle olabiliyor bazen.Şiirler düz yazıya dönüşüyor.Alanya'dan sevgiler selamlar.
Nilanya,
Kömür tozu taşır cebinde
Nilanya
Aryalar okur çalınmış gençliğine
Nilanya
Papatyadan icazet alır sevgisine
Nilanya
Büyür elleri, cıva rengi gökyüzünü aralar
Nilanya
Tanrılardan şiirler çalar, sorar
Nilanya
Gündüzün efendileri korkar ya
Nilanya
Sesini ırak etmez /feryattan/ müjdeler isyana
Nilanya
Köroğlu olur Pir olur / Sultan olur sevdaya
Nilanya
Satırlara satırlar ekler alnın ortasına
Levent Gülten / ihtiyar_zeus
Bu şiir de size aitmiş...Artık www.turkmag.com da yeni şiirlerinizi de okuruz belki.
1. Rüya
1. RÜYAI
elinde toprak yarası
gözleri yumuk yumuk
akışkanların kıyısında geziyor çocuk
poyraz yakmış yüzü
yazıdan gelir karanlık gözü
dedem korkut biçare
bulamadı adın koyacak sözü
II
ak göğsünü üstünde taşıdı
konduğu her bağı has bahçe
yudumladığı bir avuç suda
ummana karıştım sandı
bir ah çeksem şu karşıki dağlar yıkılır sandı
ilk gecenin rengine kandı
göğsünü verdi de çınara kendi derdine yandı
III
gözüne sıra sıra perdeler dizildi
köstekli saati bir garipti
akışkanların iklimine daldım derken
bir “ooof” zamanı yükseldi güneş
ayağı kaydı çocuğun
Levent Gülten
Teşekkür ederiz,
Beğenmiş olmanız, ses vermeniz beni ve kendimi çok mutlu etti. Siteye tesadüfen rastladım. "Şiir yazanın değil, ihtiyacı olanındır." sözünün kime ait olduğunu bir an unuttum ve bunu ararken sizin bir yazınızla tanıştım. Sonra yazınız bana adınızı tanıştırdı. Bu tanışıklık bizi güzel yerlere götürdü, biz de gelirken elimiz boş gelmek olmaz ayıp olur dedik ve size çıkınımızda "Nilanya"yı getirdik. Cevabınızı görünce dedik ki "iyi etmişiz de getirmişiz."
Yola düştükçe getiririz, yani elimizden geleni yapmaya çalışırız yeter ki mutluluk ılgıt ılgıt essin. Zaten şiir bir yolculuk hikayesi, biraz bu yolculuğun anatomisi değil midir? Lakin bazen o gücü kendimizde bulamıyoruz, takatimiz olmuyor, yolculuğa çıkamıyoruz. Bu duruma çok üzüldüğümüzü söylemeliyim. Bunu "kendim" duysa belki kızar; ama ben gene de söyledim, kızarsa kızsın.
"Nilanya"yı getirdiğimiz yolculuğa çıkarken "Ben" dedi ki, "Üstat, bu Nilanya çok güzel bir korsan gemisinin adı olabilir. özgürlüğüne düşkün, kendiyle var olan bir korsanın gemisinin adı" "Kendim" biraz çıkıştı "ben"e, "Kosranlar başkalarının canını acıtır, kendimce bu öyle bir varlıkta vücut bulmaz." daha sözünü bitiremeden "ben" atıldı, "hayır" dedi, zaten sen her zaman böyle maddeyle düşünürsün, bu Korsan hep adını arayan, deryalara ahti olan bir Korsan, fırsatını buldukça benini zayıf gördükçe kendini soyan kendinin hazinelerini yağmalayan lakin çoğunda eli boş dönen bir Korsan" Biz biraz düşündük bunun üzerine ve güvertesinde mağrur ve mütebessim, zülfünü yelken yapmış, dalgalarla kucaklaşan bir Korsan aramaya koyulduk. "Ben" haklıymış yani en azından öyle düşünüyoruz, bulamasak da o Korsanı, sesimizi duyurduğumuzu düşünüyoruz.
Kendim ve Ben yine teşekkür ederiz, armağanımızı beğendiğiniz için...
Teşekkürler beğenmenize çok sevindim.Film gerçekten çok güzel,kitap daha ayrıntılı ve ilginç bir inanç tartışmasıyla okuyanı içine çekiyor.O zaman filmin anlamı daha da artıyor.Sevgiler,selamlar...
Aslında aşk,sevgi herkeste farklı izler farklı tadlar bırakır.Hayatı nasıl içinize çekiyorsanız sevdiğinize,sevdiklerinize öyle bakarsınız.
Mesela annem der ki"Ayakları göl,başları pınar olsun,ateş vermedik komşu olsunlar" Yani onların rahatı yerinde olsun,mutlu olsunlar ben görmesem de olur."Bu bana sevginin karşılık beklemeden yaşananının daha cazip olduğunu anlatır.Eğer aşksa sözkonusu olan o da sizi seviyorsa daha ne olsun...Evet film gerçekten güzel.Ama bu da hayata bakışınızla ilgili belki de hiç sevmeyeceğiniz bir film ile karşılaşabilirsiniz.Ben sevdim belki siz sevmezsiniz.Ben yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.Ben de sizin yazılarınızı okuyorum ama hemen yorum yapamıyorum bazen bir süre geçmesi gerekiyor.
Merhaba kalan ömrümüzün ilk günü.Hayat hep gülümseyen yüzüyle günaydın desin.
Sevgili mavideniz aslında yorumdan öte bir sohbet havası olduğu için yazı altlarını seviyordum.Ama sanırım artık bundan vazgeçiyorum.Burayı sevmemin nedeni tanımadığım arkadaşlarla sohbet etme ayrıcalığıydı.Çünkü ben internet sohbetlerinden çok, telefon ya da çaylı kahkahalı sohbetleri,ya da yol boyu yürüyerek yapılan konuşmaları severim.Burası internetin mekanikliğinden biraz daha farklı ve zarif sesleri getiriyordu.
Yine de biraz bu sohbetlerden kaçınmaya karar veridim.Sevgiler..
:) msn ni açarmısın arkadaşım mekanik bir söyleşi yapalım